19 Haziran 2019






Caz Tarihinin En Fazla Satan Kusursuz Eseri

Miles Davis- Kind of Blue

10/10




“Benim geleceğim her sabah uyandığımda başlıyor. Her gün hayatımla ilgili yaratıcı bir şeyler buluyorum.”


Caz müziğin yaratıcılığının sınırlarını adeta kendi elleriyle çizmiş bir müzisyen olan Miles Davis, bu nedenle de gelmiş geçmiş en değerli sanatçılardan biri. Duygu yüklü trompeti ve unutulmayan besteleriyle caz denildiğinde akıllara gelen ilk isimlerden olan Davis, Birth of the Cool (1957), Sketches of Spain (1960), Bitches Brew (1969) ve In a Silent Way (1969) gibi birçok ölümsüz caz eseri yarattı.




Naif Sesiyle Huzur Veren Bir Albüm

Deniz Tekin- Kozakuluçka

7.5/10

Kaynak: Wannart




“Ben de şaşkınım. Liseye başladığımdan beri Soundcloud’a kayıtlar atıyorum (bkz. Daphead). Bir gün Sofar’dan Eda Abla (Eda Demir, Sofar Sounds İstanbul direktörü) Facebook’tan mesaj atıp bir ev konserinde çalmam için beni İstanbul’a davet etti. Annem ve babamla atlayıp geldik. O gece Cihangir’de bir konsere katıldım, gece Antep’e döndüm. Ertesi gün üniversite sınavına girdim... O konserden sonra bir kitle oluşmaya başladı. Bir grup kurduk, konserler verdik. Sonra da albüm teklifi geldi...”


Hürriyet’e verdiği röportajda müzik kariyerinin başlangıcını bu sözlerle ifade etmiş olan 97’ doğumlu Deniz Tekin, kısa zamanda ülkemizin en yetenekli gençlerinden biri haline geldi. Kendine özgü naiflikte bir sese sahip şarkıcı, tarz olarak şimdiden birçok farklı türde iş üretse de daha çok Batı’daki singer-songwriter anlayışına yakın bir çizgide duruyor. Bu farklı türlere ise birçok örnek verebiliriz: Can Ozan’la Transatlantik ve Yeniden Doğarsa gibi tatlı indie-pop iş birlikleri, Ben E. King klasiği Stand by Me ve Stromae'nin Fransızca güzelliği Papaoutai gibi birçok dilde cover çalışmaları bulunuyor (fazlası için bkz. Daphead).

29 Mayıs 2019



Hugh Jackman'dan Kalplerimize Dokunan Bir Veda

Logan (2017)



Kaynak: Wannart



Charles Xavier: "Biliyorsun Logan... Hayat aslında böyle bir şey. Kendine ait bir ev, içinde birbirini seven insanlar, güvenli bir yer. Sen de buna biraz zaman ayırmalı ve bunu hissetmelisin."


17 yıl ve 9 film! Hugh Jackman, X-Men ekibinin vazgeçilmezi Wolverine karakterine tam 17 yıl ve 9 film boyunca hayat vermiş. Avustralyalı aktör, bu karakteri ilk kez canlandırdığı 2000 yılındaki X-Men filminden önceki kariyerinde çoğunlukla Avustralya yapımlarında rol almıştı. Bu nedenle rahatlıkla söyleyebiliriz ki Hugh Jackman’ı Hugh Jackman yapan bu roldür! Sırf bu sebeple bile Wolverine / Logan / James Howlett, adını ne koyarsanız koyun, bu karakteri son defa canlandırdığı film, tek kelimeyle çok özel.

11 Mayıs 2019



Farklı Diyarlar Keşfedilen Albüm

Adamlar- Dünya Günlükleri

7/10

Kaynak: Wannart



“Aynı gök, rüya görmek, unutmak, güneşe uyanmak
Palavralar, prangalar, ATM'ler, telefonlar
Papatyanın adı kaldı yalnız
Benim gibi her şey kararsız
Seni sevdiğim kadar kurdum
Dışım kurt, özüm zararsız”


İlk albümleri Eski Dostum Tankla Gelmiş’i 2014 yılında yayımladıklarında o yıllarda ülkemizde patlama yapmış olan absürt isimli yeni indie pop-rock grubu yığını arasında fark yaratmaya çalışan Adamlar, bu yaşam mücadelesinden başarı ile sağ çıkmayı bildi (Bkz. grubun eski ismi: Halimden Konan Anlar). Nedeni ise çok basit: “Şekil” arayışını arka plana atarak gerçek anlamda kaliteli müzik üretebilmek.

30 Nisan 2019






Fransız Sinemasına Derin İzler Bırakmış Bir Dostluk

Intouchables (2011)



Kaynak: Wannart




“Philippe: Söyle bana Driss, sence neden insanlar sanatla ilgilenir?
Driss: Bilmiyorum. Sanat, bir iş olduğu için mi?
Philippe: Hayır. İnsanın ardında bıraktığı yegane şey olduğu için.”



Fransa, sanat tarihi boyunca beyaz perde için hep özel bir ülke olmuştur: İsimlerini teker teker saymak istersek burada 4-5 paragrafı rahatlıkla doldurabileceğimiz birinden değerli filmler ve yönetmenler, bu sanat aşığı ülkeden çıkmıştır. Örneğin, daha önce değindiğimiz La Nouvelle Vogue akımı, Le Voyage dans La Lune vs. birçok iş, sinema sanatının evriminde kritik rollere sahiptir. Bu nedenle Fransız Sineması, sadece o ülke için değil; aynı zamanda bütün dünya için de ilham verici bir gelenektir.

25 Nisan 2019



Sonsuza Kadar Yaşayacak Olan Şarkı

Smells Like Teen Spirit




“Mükemmel bir pop şarkısı yazmaya çalışıyordum. İtiraf etmem gerekir ki esasen Pixies’in ‘çakmasını’ yapmaya çalışıyordum. Pixies’i ilk defa dinlediğimde bu gruba o kadar bağlandım ki hemen o üyelerden biri olmak ya da en azından onları cover’layan bir grupta çalmak istedim. Yani bu yüzden biz, onların dinamizm hissini kullandık: Narinliğin ve sessizliğin ardından gürültülü ve sert olduk.”


Kurt Cobain, Rolling Stone’a verdiği röportajda malum şarkının ilhamı hakkında bu cümleleri kuruyor. (Bu arada Pixies’in özdeşleştiği film olan Fight Club’ın Where Is My Mind’ı dışında grubu deneyimlemek isteyenler, Doolittle (1989) albümüne bir uğrayabilir.)





Nazi Almanyası'na Kurşun Yağdıran Bir Tarantino Hikayesi

Inglourious Basterds (2009)


Kaynak: Wannart




Teğmen Aldo Raine (Brad Pitt): "Ben olsam bu kahrolası üniformanı o iğrenç hayatının sonuna kadar giymeni sağlardım; ama bunun pratik olmadığının farkındayım, yani sonuçta bir şekilde bunları çıkarmak zorunda kalacaksın. İşte bu yüzden, sana üzerinden hiç çıkaramayacağın bir şey vereceğim!"

[Diyerek elindeki bıçak ile karşısındakinin alnına Gamalı Haç’ı kazır.]


Kendine özgü bir tarz yaratabilmesinin sayesinde modern sinemanın en değerli figürlerinden biri haline gelen Amerikalı yönetmen Quentin Tarantino, kariyeri boyunca giderek bu özgünlüğünü derinleştirdi. Daha önce incelediğimiz üzere yönetmen, neredeyse her eserinde belli kalıpları kullanıp bunlar üzerinden kendi “kanlı” sinema dilini yaratarak hikayelerini izleyicilere bu dilde aktarıyor.



Psikolojinizi Altüst Eden Dahiyane Bir Başyapıt

The Shining (1980)

Kaynak: Wannart




Wendy: Benden uzak dur!
Jack: Wendy? Sevgilim? Hayatımın ışığı. Seni incitmeyeceğim. Cümlemi bitirmeme izin vermedin. Seni incitmeyeceğim dedim; sadece beynini dağıtacağım!

     
       Sinema tarihinin belki de en ikonik korku filmi olan The Shining (1980), büyük üstat Stephen King’in aynı isimli romanından uyarlanmış olmasına rağmen esas özelliğini tamamiyle yönetmenine borçlu: Stanley Kubrick, bu esere kendi imzasını atmaktan da öteye geçip neredeyse her bir saniyesindeki dokunuşlarıyla eseri alanının en kült filmi yapıyor.




Kara Mizahın Sinemadaki En Samimi Hali

Her Şey Çok Güzel Olacak (1998)

Kaynak: Wannart





“Sen diyeceksin ki Ayla öyle bir şey yapmaz. Yaptı, yapmadı, neyse ne. Hayat işte…”



Bu ve bunun gibi sayısız repliği hayatımıza katan kült film Her Şey Çok Güzel Olacak (1998), Türk sinema tarihinin şüphesiz en “yılan” eserlerinden biri. Ya da filmi henüz izlememiş olanlar için ise şöyle ifade edelim: Neredeyse her sahnesi ve her repliğiyle -tıpkı birçok Cem Yılmaz filmi gibi- gündelik hayattaki konuşmalarımıza bile katabileceğimiz orijinallikte hayatımızın içinde yer alan bir eser. (Bkz. Nasıl Yılan Dimi?)







Bertrand Russell'ın Düşüncelerine Göre Agnostisizm Nedir?

Kaynak: Wannart



“Oraya vardığımda çok neşelenmiştim, benim bilgilerimi yazan gardiyan bana dinimi sordu ve ben onu 'Agnostik' olarak yanıtladım. Nasıl hecelendiğini sordu ve bir iç çekerek 'Evet, pek çok din var ama öyle sanıyorum ki hepsi de aynı Tanrı’ya tapıyorlar.' dedi. Bu başımdan geçen olay beni bir hafta boyunca neşeli tuttu.”




Bertrand Russell, otobiyografisini kaleme alırken ilk defa hapse girdiği o anı bu cümlelerle anlatmış.

Russell, hiç şüphesiz 20. yüzyılın en fazla iz bırakmış filozoflarından biri. “İz bırakmak” tabiriyle kastettiğimiz ise onun felsefi kimliğinin yanındaki diğer muazzam yetenekleri: Britanyalı filozof, aynı zamanda dahi bir matematikçi, tarihçi, dil-bilimci, uğruna hapse girecek kadar savaş karşıtı bir aktivist ve 1950 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen bir yazar.






Mozart'ın En Özel Eserlerinden Türk Marşı'nın Esas Hikayesi Nedir?

Kaynak: Wannart



“İnsanlar, sanatımın bana çok kolay bir biçimde geldiğini düşünerek büyük hata ediyorlar. Sayın arkadaşım, seni temin ederim ki hiç kimse besteciliğe benim kadar zamanını ve düşüncelerini adamamıştır. Eserlerini özenle ve sabır göstererek defalarca çalmadığım ünlü bir müzik ustasının bulunması ise oldukça güçtür.”




Mozart, Don Giovanni (1787) operasının provalarının orkestra şefliğini yapan Jan Křtitel Kuchař’a işte bu cümleleri kurmuş. Başarının sadece yetenek ile alakalı olmadığını, mükemmelleşene dek çalışmamız gerektiğini söylemiş. Adeta bir klasik müzik ikonu fabrikası olan Avusturya’dan çıkmış bu efsanevi besteci, tarihin görüp görebileceği en büyük müzisyenlerden biri.


Jim Carrey'nin Güldürürken Düşündürmekte Tanrısallaştığı Film

Bruce Almighty (2003)


Kaynak: Wannart




Tanrı: “Çorbayı ikiye ayırmak bir mucize değil, Bruce. Bu bir sihir numarası. Tek başına olan bir annenin hem aynı anda iki işte çalışıp hem de çocuğunu futbol antremanına götürecek zamanı bulabilmesi ise bir mucizedir. Bir gencin uyuşturucuya “hayır” dedikten sonra eğitime “evet” demesi bir mucizedir. İnsanlar, kendileri için her şeyi benim yapmamı istiyorlar; ama fark edemedikleri şey ise gücün zaten onlarda olduğudur. Bir mucize mi görmek istiyorsun evlat? Mucize ol.”



Bu monoloğun sahibi olan Morgan Freeman, aslında filmin vermek istediği bütün mesajları tek bir konuşmasında özetliyor. Bruce Almighty (2003) filmi, insanlık tarihinin belki de en hassas konusu olan “din” hususundan bahsederken kalıplaşmış sorgulamalara ve özellikle de Hristiyanlık propagandasına hiç girmeden, sadece iyi ahlaklı insan olabilme yeteneğini vurgulayan bir eser.





Fazıl Say'ın Dostlarından Mavi Gözlü Dev'e Kusursuz Bir Armağan

Fazıl Say- Nâzım Oratoryosu

10/10



TDK’ya göre Oratoryo: müz. “Solo sesler, koro ve orkestra için yazılmış, oyun ögesi bulunmayan, kutsal nitelikte müzik eseri.”




Türk Dil Kurumu gibi oldukça sağlam bir desteği de arkamıza alarak kesin bir dille söyleyebiliriz ki Oratoryo, "kutsal bir müzik eseri"; hem de söz konusu, edebiyatımızın en özel isimlerinden Nâzım Hikmet’e adanan bir oratoryo ise o sanat eseri, artık kutsalın da kutsalı.


Azkaban Tutsağı'ndan Roma'ya Uzanan Bir Sinema Dahisi: Alfonso Cuarón Kimdir?

Kaynak: Wannart




“Sinema tutkunu biri olarak, yalnızca kişisel filmler yapabilirsiniz!”

       
     Bu samimi sözün sahibi olan Meksikalı yönetmen Alfonso Cuarón, yarattığı her eseriyle birlikte kendi kişisel dünyasını biz izleyicilere açmaya devam ediyor. 1961 yılında Mexico City’de doğan Cuarón, ülkesinin kültürünü ve kökenlerini birçok filmine yansıtmayı da ihmal etmeyen bir sanatçı. Aynı zamanda da bir bakmışsınız bambaşka yapıda bir distopik dramaya imza atmış, bir bakmışsınız dünyadaki en önemli fantastik film serilerinin birinin koltuğuna oturmuş. Hatta buram buram geren bir uzay bilimkurgusu bile çekti! Böyle farklı kollara uzanabilen bir kariyere sahip olduğu için de Cuarón’un kendisini geliştirmeye ve değiştirmeye çok açık olduğu bir gerçek; tam anlamıyla limitsiz bir sinema sanatçısı.







Oscar Ödülü'nü Kazanamamış Olağanüstü Sanatçılar Üzerine

Kaynak: Wannart





            “Ödüller, benim için 10 yaşındaki bir çocuğun yanıma gelip ‘Kaptan Jack Sparrow’u çok seviyorum!’ demesi kadar önemli değil.”
        
    Alıntı yaptığımız bu sanatçının kim olduğunu bulmak hiç de zor değil: O kişi, sinema tarihine geçecek kadar görkemli bir kariyere sahip olmasına rağmen evindeki ödül odasında bir Oscar heykelciği bulunmayan Johnny Depp. Hatta dünyaca ünlü Vanity Fair dergisinin röportajında açık açık “Oscar’ı kazanmak istemiyorum.” da demiş. İşte bu Akademi Ödülleri’ne 3 defa aday gösterilmiş aktöre ise düz mantıkla bakıldığında “Kedi, uzanamadığı ciğere pis dermiş” diyebilirsiniz. Ancak durum bu şekilde gibi gözükse de, kesinlikle öyle olmamalı: Ödüller, en nihayetinde birer teneke parçası, esasen onları değerli kılan ise aslında sadece insanların takdiri.


Doğu Kültürünü Jeff Buckley Hüznüyle Harmanlayan Albüm

Tamino- Amir

7/10



“Romantik yanın, seni suyun üstünde dalgalandırır ama her an düşebilme tehliken vardır. Bu da seni incitebilir. Nihilizmle ise daha az incinirsin; ama bu sefer de yaşıyor olmazsın.”



Bu sözlerin sahibi olan 96’ doğumlu Tamino, Independent röportajında belirttiği üzere, şarkılarının odak noktasını romantizm ve nihilizm arasındaki dengede buluyor. Henüz 17 yaşındayken Amsterdam Kraliyet Konservatuvarı’nda eğitim görebilecek seviyeye çıkmış olan müzisyen, bu yeteneğinin üzerine yarı Mısırlı yarı Belçikalı kimliğini de ekleyerek oldukça orijinal bir sanatçı haline bürünüyor.



Platon'a Göre İdeal Devlet Nasıl Olmalıdır?

Kaynak: Wannart





“Ama biz devletimizi, devletin bütününe mümkün olduğu kadar büyük bir mutluluk sağlamak için kuruyoruz, bir sınıf ötekinden çok mutlu olsun diye değil.”

      
      Bu sözlerin sahibi olan Platon, milattan önce 380 yılında bile toplumsal adaletsizliğin ne demek olduğunun farkında ve ona karşı bir tavır almamız gerektiğini söylüyor. Biz ise o kadar yıl sonra bile gerçeği bütünüyle göremiyoruz: “Biz”in tanımında ise belki kendi ülkemizi belki de dünyanın en güçlü ülkesini bile işin içine dahil edebiliriz. Bu tesadüfün ise tek bir sebebi var; çünkü Demogog, her yerde ve her çağda Demogog’dur. Halkın duygularını ve ön yargılarını kullanarak istediklerini elde edebilme sanatını icra ediyorlar. Sonucunda ise kaçınılmaz olarak sınıf ayrılıkları ve ötekileştirmeye maruz kalınıyor.





Ryan Gosling ve Carey Mulligan'ın Sizi Uzaklara Götürdüğü Film

Drive (2011)

Kaynak: Wannart




*çizgi film izleniyordur*
Sürücü: “O, bir kötü adam mı?”
Benicio: Evet.
Sürücü: Neden peki?
Benicio: Çünkü o bir köpekbalığı.
Sürücü: Peki hiç iyi köpekbalığı yok mudur?


Ryan Gosling’i bu diyalogdaki Sürücü olarak izlediğimiz Drive (2011), gerek kendine özgü atmosferi gerek de kelimenin tam anlamıyla “cool” karakterleri dolayısıyla oldukça ilgi çekici bir film. Danimarkalı yönetmen Nicolas Winding Refn, (haliyle) içinden çıkmış olduğu Avrupa Sineması kültürü ile Hollywood’un imkanlarını harmanlayıp eleştirmenler tarafından geçer not alan ve farklı tatlar arayan “sabırlı” seyircilere hitap eden bir eser ortaya çıkarıyor.


Hislerini Tüm Samimiyetiyle Anlatan Albüm

Cem Adrian- Şeker Prens ve Tuz Kral

8/10





“Bir istiridyenin kıymetli incisini sakladığı gibi saklarım seni

Bir bahar dalının narin tomurcuklarını sakındığı gibi korurum seni”



Yedinci albümünün ilk saniyelerine bu dizelerle giren Cem Adrian, kariyerinin başında kendisine çizdiği o yoldan asla sapmayacağını bildiğimiz bir sanatçı: Daha önce bir röportajında ifade ettiği gibi, edebiyat yapmayı ve özgür müzik sanatçısı olmayı seçtiğini dile getiren şarkıcı, attığı her adımda bu karakterini kanıtlamaya devam ediyor. Ülkemizdeki alternatif sahnede ise gerçekten de onun kadar orijinal müzisyen bulabilmek zor. Özellikle de her duygusal müzik yapan sanatçının giderek arabeskleştirildiği bu piyasada kendine ait özgün bir tarza sahip olabilmesi bile Adrian’ın ne kadar özel bir sanatçı olduğunun kanıtı.