28 Ekim 2018







Sunay Akın'ın Muazzam Hikaye Anlatıcılığının Sırrı Nedir?








     
       Ülkemizin en saygıdeğer sanatçılarından biri olan Sunay Akın, özellikle edebiyat ve tarih yollarını kullanarak toplumumuzun kalbinin en derinine ulaşabilmiş bir isim. Bu başarısını ise oldukça özgün bir nitelikle; araştırmacı yazar / şair kişiliği ile gerçekleştiriyor. Kendine özgü hikaye anlatma yeteneğini kullanarak bunu başaran sanatçı, böylece toplumun da 7’den 70’ine kolayca ulaşabiliyor. Hakkında şurada özel bir sayfa açtığımız Akın, hikayelerini ise yayımlanan 20’den fazla kitabı, televizyon programları ve tek kişi yaptığı sayısız gösteriler aracılığıyla kitlelerle paylaşıyor. Entelektüel birikimini, toplum için bu denli etkili kullanma amacında olan sanatçı, aynı zamanda da 2005 yılında kurmuş olduğu İstanbul Oyuncak Müzesi’yle de kültürümüze değer katmaya devam ediyor.


            Peki, onu okuyan ya da dinleyen birçok kişinin ağzını açık bırakan ve gösterilerinin hemen hemen hepsinde ayakta alkışlanan bu değerli insanın sırrı nedir? Tabii ki bunun kesin bir formülünü veremeyiz; ancak en azından onun bu muazzam hikaye anlatıcılığı hakkında birkaç gözlem yapabiliriz. Bunun için de öncelikle isterseniz Ekşi’ye konuk olduğu şu videoda bahsedildiği gibi kendisine layık görülen sıfat hakkında konuşalım: Videoda Akın’a dünyadaki Storytelling (Hikaye Anlatıcılığı) sanatının ülkemizdeki temsilcisi olup olmadığı soruluyor. O ise kendini "2000’li yıllardaki meddah kültürünün bir temsilcisi" olarak ifade ediyor. Bununla birlikte sanatçı, Ferhan Şensoy üstadın ismini de orada anmadan geçmiyor.


            Modern meddahımız Sunay Akın’ın hikaye anlatıcılığı üzerine düşünüldüğünde akıllara ilk başta samimiyet geliyor: Özellikle, tek kişilik gösterilerindeki öykülerini -haliyle- defalarca anlatıyor olmasına rağmen, her seferinde gözlerindeki o tutkuyu kaybetmemesi gerçekten olağandışı bir yetenek. Sanatçı, yaptığı işe tutkuyla bağlı olduğu için hikayelerini de insanlara aktarırken olabildiğince samimi bir anlatım kullanıyor. Hatta sadece gösterilerinde de değil, bir zamanlar televizyondaki Yaşamdan Dakikalar programında ve konuk olarak katıldığı birçok yerde bunu hissedebilmek mümkün. Bunun da ötesinde, YouTube’da süresi kısa ancak bıraktığı etki uzun olan hikayeler anlattığı kendi kanalında da bunu görebiliyoruz. Bu mecranın bir başka değerli üyesi olan Barış Özcan’ın üslubuna benzer doğrudan bir anlatımla Küp başlığı altında paylaştığı bu öykülere şuradan ulaşabilirsiniz.


            Üzerine dikkat çekmek istediğimiz ikinci bir nokta ise Akın’ın yazar ve şair kimliği. Sanatçı, yıllardır Türk edebiyatına birçok değerli eser kazandırmasının yanında anlatıcılığını da bu şekilde mükemmelleştirmeyi başarıyor. Örneğin, bu anlamda akıllara gelen ilk örneklerden olan İlber Ortaylı ve Ahmet Ümit gibi devasa isimler ya da Hakan Günday gibi günümüz sanatçıları, hem yazarak hem de konuşarak anlatma sanatının ustaları. Akın’ın da özellikle şiire olan büyük aşkı ve yeteneği sayesinde, hikayelerini bizimle paylaşırken kelime kullanımındaki şairane dokunuşları onu oldukça farklılaştırıyor. Böylelikle, hikayedeki giriş-gelişme-sonuç bağlamını gerçekten de olabilecek en sanatsal şekilde karşısındakilere sunuyor. Örneğin Akın’ın, Atatürk ilkelerine bağlı eğitimciler yetiştiren İzmir’deki Kurşun Kalem Eğitim Vakfı için yaptığı şu konuşma, bunun en başarılı örneklerinden biri.

Bunların yanında, sanatçının bir de tiyatro oyunculuğu kimliği eklendiğinde ise anlatımı ister istemez daha da renklenmiş oluyor. Özellikle, konuştuğundaki bedel dili ve dinleyiciyle kurduğu göz teması bu çeşitliliğe örnek gösterilebilir. Mesela, “Atatürk'ün bilmediğimiz halktan hali nasıldı?" gibi bir soruya verdiği etkileyici cevap olan şuradaki hikayeyi anlatışında Mesut Yar ve Cahit Berkay’la aralarında kurduğu muazzam bağa göz atabilirsiniz. Bununla birlikte, sanatçının bireylere olan bu hitabeti, topluluklara da neredeyse aynı derecede etki ediyor: Abbas Güçlü’nün programında üniversite öğrenciliği ve toplumdaki ötekileşme hususlarına değindiği şu video da buna bir örnek.



Genel olarak ise aslında Sunay Akın’ın hikaye anlatıcılığı yeteneği hakkında ne yazılıp çizilse az; çünkü o kendine özgü bir şekilde devam ettirdiği bu tutkusunu ülkemizde özenli bir şekilde yapan birkaç isimden biri. Tabii ki masa başında yazarken, sahnede ya da televizyonda birçok tekniği ve taktiği de var. Mesela, önemli bir tarihi kişiliği anlatırken onun ismini hikayenin en sonuna saklaması gibi şaşırtıcı sonları buna bir örnek (Bkz. Nasrettin Hoca). Ancak, bunlar onun işini icra ettiği anda sahip olduğu en önemli kozları değil; çünkü aslında onun başarısındaki en büyük sırrı duyguları: Anlattığı insanlara ve ülkesine olan gerçek sevgisi!

Kaynak: 1.