28 Ekim 2018





Cennete Giden Merdiveniyle Büyüleyen Bir Albüm

Led Zeppelin- Led Zeppelin IV

10/10







“There's a lady who's sure all that glitters is gold
And she's buying the stairway to heaven.”

           
      
      Bu dizeler, giriş kısmındaki arpejinin güzelliği sayesinde gitara yeni başlayan çoğu müzikseverin en çok çalmak istediği parçalardan birinin açılış sözleri. Aynı zamanda da The Lord of the Rings mitinin yaratıcısı olan dahi J. R. R. Tolkien’ın da All That Is Gold Does Not Glitter şiirine yapılmış bir gönderme.

1968 yılından beri müzik tarihini kökünden değiştirmiş topluluklardan biri olan Led Zeppelin ise Stairway to Heaven isimli bu muazzam parçanın yegane sahibi. Bununla birlikte; grubun Led Zeppelin (1969), Led Zeppelin II (1969) ve Led Zeppelin III (1970) isimlerini taşıyan -başlık adı koyma tasasından uzak- ilk 3 albümü, dönemin popüler akımı olan Rock n Roll sonrası kültürünü adeta şekillendirmişti. Ertesi yıl ise kariyerlerinin zirvesine yine kendi adlarını koydular: Led Zeppelin IV (1971).


Bestelerden sorumlu gitar üstadı Jimmy Page, şarkı sözlerine imzasını atan büyülü vokal Robert Plant, bas ile klavyeyi adeta konuşturan John Paul Jones ve davul çalma kurallarını yeniden yazan adam John Bonham: Bu albümde, grubu oluşturan herkesin bireysel ve topluluk olarak en büyük performanslarına tanık oluyoruz. Bunun sonucunda, kayıt da günümüze kadar 40 milyona yakın satış yaparak hem grubun hem de müzik tarihinin en fazla satan albümlerinden biri haline geliyor.

Albümün açılışını yapan Black Dog, henüz ilk saniyelerindeki o meşhur “Hey, hey, mama, said the way you move. Gonna make you sweat, gonna make you groove!” sözleriyle dinleyiciyi bir anda kendisine çekmeyi başarıyor. Ağır gitar riff’leri ve güçlü vokaller, parçayı adeta sürüklüyor. Bu arada şarkının adı, albümün kaydedildiği Headley Grange stüdyosunun oralarda sürekli gezinen bir labrador retriever köpeğe ithafen konulmuş. Ayrıca, bir Türk pastil firmasının parodi reklamında da zekice kullanıldığını unutamayız!


Ardından gelen Rock and Roll ise ismini aldığı müzik türünün adeta büyüleyici bir özeti gibi. “It's been a long time, been a long time. Been a long lonely, lonely, lonely, lonely, lonely time.” sözleriyle parça tartışmasız en vurucu anına ulaşıyor. Şarkı sözleriyle de Plant’in, 1950’lerin Rock n Roll günlerini özlediğini anlıyoruz. Özellikle davullarıyla kendine hayran bırakan eserin, Foo Fighters cover’ına da kesinlikle göz atılmalı. The Battle of Evermore ise çoklu vokalleri ve akustik gitarlarıyla albüm temposunu biraz olsun düşürüp dinleyicisini acayip bir şekilde rahatlatıyor.

Bir sonraki parça ise, yazımızın başında da değindiğimiz 8 dakikalık ölümsüz eser Stairway to Heaven: Queen için Bohemian Rhapsody ne anlam ifade ediyor ise Led Zep için de bu üç bölümlü progresif parçanın benzer bir değeri var. Bütün grup üyeleri, burada hem teknik hem duygu anlamında zirvelerini yaşıyor. Rolling Stone ve VH1 gibi birçok müzik otoritesine göre gelmiş geçmiş en önemli şarkılardan biri olan eser, aynı zamanda da dünyaca ünlü Guitar World dergisine göre tarihin en iyi gitar solosuna da sahip olan şarkı. Page’in bu parçadaki hem akustik hem de elektro gitar işçiliği tek kelimeyle “kusursuz”. Ayrıca BBC’ye verdiği röportajda da gitarist, şarkıda bir Orta Çağ havası yaratmak istediklerini (ve tabii ki yarattıklarını) ifade ediyor.


Bununla birlikte, birçok müzikseverin bildiği üzere şarkının tersten çalındığında şeytanı övdüğü gibi bir inanış var. Bu, yoruma fazlasıyla açık bir konu olsa da parçanın ismi gereğince karşıt anlamının böyle olması aslında hiç de şaşırtıcı olmaz.

Misty Mountain Hop, ismini J. R. R. Tolkien’ın The Hobbit isimli klasiğinden alan ve gitar riff’leriyle akılda kalan bir Led Zep eseri. Aynı zamanda devamında gelen Four Sticks de daha çok gitarların konuştuğu bir iş. Bir sonraki parça olan Going to California ise sonlarında Plant’in albümdeki en özel performanslarından birini sunduğu bir güzellik. Tam anlamıyla bir Batı’daki singer-songwriter folk eserlerini andıran parça, aynı zamanda efsane dizi Entourage’ın 2011 yılındaki final bölümünde de kullanılmıştı.


Albümün sonunda, belki de esas hak ettiği değeri yeterince görememiş bir klasik var: When the Levee Breaks. Parça, Heavy Metal türündeki tekniğe ilham veren Led Zep gitarları ve özellikle şarkının tam ortasındaki o enstrümantal bölümle tam anlamıyla dopdolu bir “gizli” hit.

Genel olarak ise albüm, her müzikseverin mutlaka “baştan sona” dinlemesi gereken bir başyapıt. Albümü açın, gözlerinizi kapatın ve cennete giden bu merdivenle büyülenin!



 Kaynak: 1.