28 Ekim 2018







Freud'a Göre Rüyaların Anlamı Nedir?






      
   Psikanalizin Babası sıfatıyla benimsediğimiz Avusturyalı nörolog Sigmund Freud, özellikle ahlak ve cinsellik üzerine olan görüşleri oldukça değerli olan bir dahi. Bu hususların yanında, rüyalar hakkında yapmış olduğu çalışmalar da hem kendi kariyeri hem de psikoterapi tarihi açısından fazlasıyla önemli: Freud’un kitaplaştırdığı ilk çalışmalarından biri olan iki ciltlik Düşlerin Yorumu (Die Traumdeutung) eseri, 1900 yılında yayımlandığında ise zamanında olumlu-olumsuz birçok yorum almış. Ancak an itibariyle bu eser, rüyaların yorumlanması konusunda sorularına cevap arayan birçok insanın evinin kütüphanesinde bulunabilen bir kaynak.


Bununla birlikte, şu an unutmamamız gereken bir gerçek var: Rüya konusunda her ne kadar tıp, psikoloji ve hatta teknoloji alanında birçok ilerleme kaydedilse de bir soruya hala kesin bir cevap alamıyoruz: “Rüyaların anlamı nedir?”

Yeryüzündeki çoğu insanın cevabını merak ettiği bu soruya kısmen de olsa sistematik bir cevap veren Freud, psikanaliz çerçevesi içinde rüyaları da bilinç dışı kavramına indirgiyor. Bu kavramı ise psikolojik metinlerde sıkça karşılaştığımız buzdağı teorisi görselinden tanıyoruz. Bu benzetmeye paralel olarak genelde bilinçaltı olarak da adlandırılan söz konusu kavram, Freud’a göre aynı zamanda bizi rüyalarımızla birbiriyle bağlayan bir bağ. Dışarıdan görünen kişiliğimizi oluşturan bu bilincimizin derinlerinde görünmeyen bir yapı daha var. İşte o bilinç dışı yerdeki esas benliğimiz de rüya gördüğümüz uykularda bize daha da görünür bir hale geliyor.


Freud’un bu varsayımını daha net bir şekilde açalım: Ona göre rüyalar, insanların etik değerler sonucu kendini bazı konularda “frenlemesi” ve toplumsal baskılar sonucu bastırdıkları düşünce ya da duyguların bir nevi dışavurumu. Yani kısaca, bilinç dışının ön plana çıkması olarak da değerlendirebiliriz. Hatta rüyaların çoğunu da Oidipus Kompleksi’ne bağlayan Freud, bir şekilde bastırılmış dürtülerin bastırılmakla aslında ortadan kalkmadığını ve bu arzularla böylece farklı yollardan karşılaştığımızı ifade eder.

Uğruna oneiroloji isimli bir bilim dalı bile olan rüyaların incelenmesi hususu, aslında oldukça ucu açık bir konu. Adeta birçok parçasına ulaşılamayan bir yapboz gibi! Bu nedenle de Düşlerin Yorumu eserinde de anlatıldığı gibi, rüyanın bir dilek gerçekleşmesi olduğu; ancak bunun hem doğrudan hem de dolaylı bir yoldan gerçekleşebileceği ifade ediliyor. Freud’a göre bazı rüyalarda verilmek istenen mesaj ve bilinç dışı hissiyat çok açıktır; bazılarında ise bu doğrudan gösterilmez ve bu nedenle de bir çarpıtma yöntemi kullanılır. Rüyada görülen asıl içerik ve bunu esasen oluşturan düşünsel içerik ayrımı da bu nedenle önemli. Günümüzde de cevabını en çok merak ettiğimiz sorulardan biri olan “Rüyaların Gerçek Anlamları” konusu, aslında söz ettiğimiz düşünsel içeriğin neyi ifade ettiği ile ilgili; çünkü asıl içeriği ve içerdiği o kişisel anlamı ise içten içe çok iyi biliyoruz.


Aynı zamanda muazzam bir müzik grubuna ismini veren, uykunun rüya görülen kısmı olan R.E.M. (Rapid Eye Movement) bölümünde gözlerimiz aslında gerçekten de ismine yakışır bir şekilde hareket edip oynuyor. Bu sebeple, beynimiz de bu evrede aslında fazlasıyla çalışmaya devam ediyor. Buna paralel olarak, haliyle bilinçaltı da görev görüyor. Uykusundan R.E.M. evresinde uyanan insanların ise büyük bir bölümü, gördüğü rüyayı hatırlayabiliyor. Ardından, ya rüya tabirleri kitaplarına bakıyor ya da şimdi çoğumuzun yaptığı gibi basitçe Google'layarak etkisi altında olduğu rüyaya bir anlam bulmaya çalışıyor. Freud’a göre ise aradığımız cevabı görebilmek aslında hiç de zor değil; sadece buzdağının görünmeyen kısmının farkında olmalıyız, hepsi bu!


Kaynak:1.