7 Nisan 2018






Tek Kanatla Uçmak İsteyen Bir Albüm

The Neighbourhood- The Neighbourhood

6,5/10






       
     2011’de California’da kurulan The Neighbourhood, müziğinin yanı sıra rockstar imajları, renkli fotoğraf vermemeleri ve siyah-beyaz klipleriyle birlikte oldukça özgün bir projeydi. Ancak her şeyin ötesinde, grubun ilk albümü I Love You. (2013) gerçekten de baştan sona mükemmel bir işti: Atmosferik altyapıların üstünde sade enstrüman kullanımları ve muazzam bir şarkı yazarlığının sonucuydu bu. Albümü özellikle gece 12’den sonra loop’a almaktan da kesinlikle bıkmıyorduk. Vokal Jesse Rutherford’un sakin ses tonu ve ilişki günlüğü tadındaki şarkı sözleri birleştiğinde de ortaya hiptonize edici indie-pop rock işleri çıkıyordu. Grup, 2 yıl sonraki Wiped Out! albümlerinde kalite anlamında biraz vites düşürse de yine aynı paralellikte yol aldı.


            2018’de kendi isimlerini taşıyan albümle geri dönen topluluk, bu sefer “aşırı elektronik olma bataklığı”na düşmüş gözüküyor. Klavyelerin ve elektronik altyapıların fazlaca kullanılması kesinlikle olumsuz bir durum değil; esas sıkıntı, bu bataklığa düşen grupların hepsinin tembelleşmesi. Bu anlamda Rutherford, sanki bir solo albümü yapmış gibi. Halbuki grubu başarıya uçuran iki kanadı vardı: Biri Rutherford, diğeri de grubun geri kalanı. Tabii ki böyle de olabilir durum gayet doğal; ancak albümün adı aynı zamanda grubun adı (!) ve hatta Rutherford zaten 2017 Kasım’ında bir solo albüm yayımladı. & isimli bu ilk solo albümü de bolca aşırı basit elektro-pop ve r&b ögeleri içeren tembel bir kayıttı.


            The Neighbourhood albümü, gerek solo albümlere benzemesi gerek de aşırı basit elekronik altyapı tembelliğinden grubun şimdiye kadarki en orta düzey işi gibi gözüküyor. Özellikle albüm kapağından bile görüldüğü üzere 5 (beş) kişi olan bu grubun enstrüman kullanımındaki özensizliği ilginç. Hatta bazı parçaların altyapısı, sadece metronom sesi gibi. Ancak her şeye rağmen, şöyle basları doya doya dinleyebildiğimiz, gitarları ve davulları hissedebildiğimiz işler de yok değil. Albümü de çoğunlukla onlar kurtarıyor. Hatta bu, bir “albüm”den de öte, eski EP’lerindeki parçalardan bolca bulunduğu için bir mixtape gibi bir kayıt. Yine de grubun her zamanki o karanlık tarzı korunuyor ve bunu bu sefer elektro-pop ve synth-pop şeklinde görüyoruz.


            Sadderdaze, albümün açık ara en başarılı parçalarından biri. Özellikle, ortalarındaki keman kullanımı, şarkıdaki bütün duyguyu yanıstmaya yetiyor. Bunun yanında, Rutherford’un ünlü olma yolculuğunu anlattığı şarkı sözleri de dikkat çekici. “Saturdays are not the same as they used to be. Sadder days, why do they keep on using me?” sözlerindeki “saturdays” ve “sadder days” kullanımı da tıpkı önceki albümdeki Prey’de gördüğümüz “pray” ve “prey” kelime oyunu gibi tatlı bir ayrıntı. Bunun dışında, Reflections da gruptaki diğer 4 elemanın ne işe yaradığını bizlere gösterebilen bir başka parça. Grubun en büyük işi Sweater Weather’ı andıran beat’lerin yanında, özellikle basların parçayı alıp götürmesi sizi hemen kendine bağlıyor.


            Bir başka bas güzelliği Nervous da kırılgan vokalleriyle albümün en akılda kalan işlerinden biri. Grubun eski albümlerinden çıkma bir şarkı gibi bu. Peki grubun bu yeni aşırı elektro olan beat tembeli halinden hiç mi sağlam işi yok? Rutherford gibi bir şarkı yazarıyla mümkün değil tabii: Synth’leri kendine çok yakıştıran Scary Love ve albümün açılışını yapan “nakarat şarkısı” Flowers başarılı örnekler. En önemli örnek olan Stuck with Me ise doğru yerlerde synth kullanımı ve “You are stuck with me. So I guess I'll be sticking with you.” outro’suyla kalpleri fethetmeyi başarıyor. Özetle, içinde yıllar sonra da dinlenilecek -maksimum- 2 ya da 3 parça olan ve daha çok mixtape özellikli bir solo albümü bu. Grubun hayranı değilseniz, bu kayıtla çok meşgul olmayın; ama kesinlikle I Love You. albümüne zamanınızı ayırın!

Kaynak: 1