8 Mart 2018






Ceza'nın Bu Topraklarda Derin İzler Bırakan Albümü

Ceza- Rapstar

9/10







       
    1976 yılının son gününde Üsküdar’da dünyaya gelen Bilgin Özçalkan, Haydarpaşa Meslek Lisesi’nin ardından bir süre elektrik teknisyenliği yaptıktan sonra hayatımıza Ceza (Fatalrhymer) olarak girdi. Böylelikle de kendi deyimiyle “Allah, rap’in ‘ceza’sını verdi”: Müzik kariyerine 2000 yılında Nefret grubuyla başlayan sanatçı, 2 yıl sonra ilk solo albümü Med-Cezir’i yayımladı. Albümdeki Med Cezir parçası; kalpleri derinlerden vuran sözleri, arkasında ustaca işlenmiş beat’leri ve bir tokat gibi çarpan nakaratıyla hem kendisinin hem de Türkçe sözlü rap’in dönüm noktalarından biri oldu. Unutulması zor klibiyle de dönemin müzik kanallarında defalarca gösterildi. Bunun dışında, kayıttan Tek Bir İhtimal Var ve Savaş Çocukları gibi akıllara kazınan birçok şarkıyla da sanatçı, kendisini müzik dünyasına kanıtlamış oldu. En önemlisi de bu albüm, birkaç farklı jenerasyonun walkman’inde, discman’inde veya mp3 çalarlarında kendine mutlaka yer bulmuştu.



            Ceza’nın zor olanı başararak kendini aşması ve hatta ulusal çaptaki ününün uluslararası boyutlara taşınması ise ikinci albümü Rapstar (2004) ile oldu. Hani bütün şarkıları ayrı ayrı güzel olan albümler vardır ya bu eser de işte öyle bir başyapıt. Müzisyenin kendini hem teknik açıdan (bkz. Holocaust) hem de duygusal yönden (bkz. Anneme) zorlamasıyla da her anlamda emek kokan bir albüm bu. Ayrıca, kaydı sadece bir defa baştan sona dinlemekle bile her şarkı sözündeki emeği sonuna kadar hissedebilmeniz mümkün.

Tüm şarkıların altyapıları ve tertemiz prodüksiyonları, incelenmesi gereken apayrı bir konu: İlk albümdeki gibi çoğunlukla Sagopa Kajmer (Dj Mic Check) tarafından düzenlenmeleriyle birlikte bu albüm, başarısının önemli bir bölümünü de arka plandaki bu isme borçlu. Daha sonra bir nevi yerli East Coast / West Coast çatışmamız olan Ceza ile Sagopa arasındaki kavga gerçekten ayrı bir hikaye. Merak edenler için, Ekşi’de bu kavganın sebebine açılan başlıktaki şu yazı, olanları gerçeğe en yakın şekilde ifade edip özetlemiş. Türkçe rap’in iki küskün efsanesinin elinden Neyim Var Ki gibi bir sanat eserinin çıkması ise bu albümü bu kadar değerli kılan sebeplerin belki de en başında geliyor: Dilimizde yapılmış en güzel rap eserlerinden biri olan şarkı, barışçıl betimlemelerle ve sitemlerle dolu şarkı sözleriyle de dinleyenlerine derin izler bırakıyor. Bu arada kavgaya özgü yazılan albümden bir “diss” için ise bakınız: Sinekler ve Beatler.


Holocaust, Türkçe rap’in flow hızı ve tekniği anlamında görüp görebileceği en özel örneği. Şu an bile yabancılar tarafından hakkında onlarca reaksiyon videosu çekilen bir tekniğe sahip şarkı, Ceza’yı bir üst seviyeye çıkaran işlerden biri. Fatih Akın’ın yönettiği İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek belgeselinde de müzisyeni bu parçayla -ağzımız açık- izleyebildik. İlk albümden Ceza Sahası’ndaki ufak “mikrofon şovu”nu bu sefer katlayarak başka bir boyuta getiren sanatçı, sadece son bölümdeki efsane anda değil; parçanın tamamında şov yapıyor. “Sen beni bilemedin, yüreğimi göremedin. Kendini bilemedin, yamacıma gelemedin. Amacına varamadın, her yeri karaladın. Barışı da yaraladın, acımadan aldın.” gibi bölümlerde de müzisyen, dinleyenleri kolaylıkla teslim alıyor.


  Rapstar parçası, Orhan Gencebay’ın 1986 çıkışlı Benim Değil’ini sample olarak kullanan bir doğu-batı sentezi rap güzelliği. Ceza, özellikle bu şarkısındaki iğneleyici lirikleriyle albümün ve kendisinin edebi olarak en etkileyici işlerinden birine imza atıyor. Özellikle ikinci verse’te yer alan “Televizyon-dizi karakterleri mi adam edecek bizleri?” ve sonrasında gelen “Yeni bir nazım becerebilen çok yok. Çok detone ve çok fazla cover var. Sorsan işi bilen onlar. Anırmakla rap ya da rock olmaz.” sözleri günümüz piyasasını fazlasıyla özetliyor. Ayrıca, Panorama Harem de öncelikli olarak şarkı sözleriyle dikkat çekerken ağır ağır ilerleyen orta tempolu beat’leriyle de albümde fark yaratan eserlerden biri oluyor.

Ben Ağlamazken, sanatçının kalemini resmen konuşturduğu bir flow harikası. Rap’in söylenişinin bu kadar akıcı ve birbirleriyle bağlantılı olduğu şarkı sayesinde Ceza’nın ne kadar zeki bir yazar olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Parçayı dinlerken aynı anda sözlerinin hepsine dikkatlice bir şekilde göz gezdirmelisiniz. Bir başka dikkat çeken parça, önceki albümdeki altyapıları hatırlatan akıp giden beat’leriyle ve İsveçli konukları Fjarde Varlden’le akıllarda yer eden Tamam. İlk albüme gönderme yaparak “Kalbim! Rap’im! Nefret’im! Ceza’m!”ı nakaratıyla haykıran Ceza, ününün sınırlarını genişletmeye devam ediyor. Med-Cezir’i devam ettiren bir başka iş olan Sabah Bastı Geceyi ise o albümdeki Savaş Çocukları’nın aynı zamanda ikinci kısmı oluyor. Bunu da sadece sanatçının sesindeki agresiflikle bile olabilecek en samimi şekilde ifade ediyor.


Anneme, sanatçının annesini kansere kaybetmesinin ardından yazdığı ve belki de yarattığı en kişisel anlamda özel işi. “İlk nefesimde ben senin, son nefesinde sen benim kollarımda. Şimdi ise güneşim, ayım, meleğim, yıldızım...” sözleriyle biten bu şiirsel eser, gerçekten de çok özel. Öne çıkan parçalarda Hasat Zamanı’ndan söz etmesek olmaz: İstanbul’un “gerçek” sorunlarına da değinen bu parça, özellikle rap deyimiyle rhyme’ları yani kafiyeleriyle hafızalardan çıkmıyor. Ceza’nın düet yaptığı diğer parçalar Fuat’lı Bu Rap Muharebe ve eski ortağı Dr. Fuchs’lu Rudeboy vs. Bad Boy ise kesinlikle unutulmaz eserler. Hatta Fuat’ın “Şu habibi, şubiddek, muharribarra, sapanla m4a1 pala bir arada. La mecnun rap yo elhamdülillah en Ab-ı Arif Batı Berlin real cellad.” sözlerini söylediğindeki melodiyi unutmak kesinlikle imkansız.

Genel olarak bu albüm için söylenebilecek fazla söz yok: 19 parçalık uzunluğuna da rağmen dilimizde yapılan allternatif müzik için tam anlamıyla kusursuz bir eser. Bu topraklarda derin izler bırakan ve bırakmaya devam edecek bir albüm bu. Özellikle de Ceza yaş aldıkça, gelecekte daha da değerlenecek, bir şarap gibi yıllanacak ve tam anlamıyla klasikleşecek!