8 Aralık 2017

      




Oasis Birleşmesin Dedirten Muazzam Albüm:

Noel Gallagher's HFB - Who Built the Moon?

8,5/10







   
  Oasis ile özellikle 90’lı yıllarda müzik piyasasına resmen hükmettikten sonra 2009 yılında grubu dağıtmasının ardından yoluna tek başına devam eden bir müzik dahisi Noel Gallagher. Sanatçı, Oasis’in bütün parçalarının neredeyse yüzde 99’unu tek başına yazıyordu. Hatta bu nedenle de kendisine “şef” lakabı verilmişti. Gruptan sonra da hikayelerini “yine” başka bir grup adı altında anlatmaya devam etti: 2011’de Noel Gallagher's High Flying Birds isimli ilk albüm, beklentileri oldukça karşılayabilen bir kayıttı. The Death of You and Me, If I Had a Gun... ve Everybody's on the Run gibi hitlerine sahip olan albüm, ilk Beady Eye kaydıyla birlikte Oasis özlemine ilaç gibi gelmişti. Tam 4 yılın ardından Gallagher, ikinci kayıt Chasing Yesterday ile yine bildiği sularda yüzmeye devam etti: Ballad of the Mighty I, In the Heat of the Moment ve The Dying of the Light gibi parçalarla kendisine yakışan bir albüm daha yapmış oldu.


            2017’de ise yılın en başarılı işlerinden biri olan küçük kardeş Liam Gallagher’ın As You Were albümünün ardından standartların yükselmesiyle Noel’in işi zorlaşmıştı. Ancak tıpkı 2011’de Beady Eye’a karşı yaptığı gibi şef, bu yıl da kardeşine en güzel cevabı bir albümle veriyor: Who Built the Moon? isimli üçüncü stüdyo albümü ile sanatçı, müziğindeki sınırları bu sefer oldukça genişletmiş. Bu parçaların tarzına da kendi söylemiyle “cosmic pop” ismini veriyor. İlk albümlerde ise tarz olarak genellikle alternatif rock sınırları hakimdi. İkinci kayıttaki The Right Stuff başta olmak üzere birkaç parçada kullanılan psychedelic rock ögeleri, bu üçüncü albümle birlikte artık iyice müziğin odağına oturtuluyor. Tabii ki bunu yaparken de Gallagher, Oasis’in ilk üç albüm sonrası çoğu başarısız olan psychedelic kafalarından ders almışa benziyor.



            Albüm kapağında eşi Sara MacDonald’ın bulunduğu bir fotoğrafı kullanmış müzisyen, parçalarında da aralarındaki aşkı şarkı sözleriyle birçok kez açıkça ifade ediyor. Bunun yansıması olarak da sanatçının bu kayda özenle yaklaştığı söylenebilir. Neredeyse her şarkıya ayrı ayrı aşırı özen gösterilmiş. Böylece birçok ufak ve tatlı ayrıntı ortaya çıkmış: Örneğin, She Taught Me How to Fly’ın Jools Holland performansında makas çalan bir müzisyen var. Evet, bildiğiniz makas. Parça ise adından ve sözlerinden de anlaşılabileceği gibi daha önce değindiğimiz aşk dolu işlerden biri. Albümün en güzellerinden olan şarkı, tarz olarak tam Blondie ve New Order gruplarının karışımını yansıtıyor. Bu farklılıkta High Flying Birds’e 2017’de katılan emektar Oasis gitaristi Gem Archer’ın gitarlarının da payı var. Bunun yanında nakarat öncesindeki davullar da parçanın önemli bağlayıcılarından olmuş. Ayrıca bizim için ilginç olan bir ayrıntı da şu: Emre Ramazanoğlu isimli müzisyen / prodükör, bu parça dahil 4 parçada davul çalmış ve bazı parçalarda programlama yapmış. Önemli bir CV’ye de sahip olan sanatçının başarılarının sürmesini diliyoruz.



            Albüm açılışını yapan Fort Knox, ismini ABD’nin altın rezervlerini topladığı üsten alıyor. Şarkı da gerçekten altın değerinde: Gallagher’ın şimdiye kadarki en psychedelic işlerinden olan parça, usul usul ilerliyor ve dinleyiciyi “You gotta get yourself together” bölümünde kafasından vuruyor. Ardından gelen Holy Mountain, albümün de aynı zamanda ilk single’ı. Gerçekten de tam bu doğrultuda bir şarkı; çünkü flütleriyle ve nakaratıyla ilk dinleyişte akılda kalan tempolu bir eser. Noel’in kankası olan efsane İngiliz müzisyen Paul Weller da şarkıda org çalmış. Ayrıca parça ilk yayımlandığında, “She fell, she fell, right under my spell” ile başlayan nakaratıyla da internette olay olmuş; parçanın bu kısmı unutulmaz Ricky Martin hiti She Bangs’e benzetilip dalgaya alınmıştı.
            It’s A Beautiful World, Noel’in verdiği bir röportajda ifade ettiği üzere albümündeki en sevdiği şarkı. Birçok müziksever de bu görüşe rahatlıkla katılabilir. Ayrıca sanatçının yine kendi ifadesiyle parça, dış görünüşünün aksine optimist bir iş değil; şarkı sözlerinde sarkastik bir üslup kullandığını söylüyor. Sözlerin dışında beste açısından ise şarkı orijinal enstrümantal altyapılar içeriyor: Nakarata gelindiğinde sanki Peter Pan’in Tinker Bell’deki peri tozundan çocuklara dökmesi sesi duyuluyor. Sonrasını ise biliyorsunuz, hep beraber uçuyorlar. Bu anlamda şarkı da tekrar tekrar sıkılmadan dinlenebilecek bir iş olmuş. Bunun yanında da sonlara doğru ise bahsettiğimiz “makasçı” kadının bu sefer de sesini duyuyoruz: Charlotte Courbe isimli bu Fransız kadın, “C’est juste la fin du monde” ile sonlandırdığı bölümünde özetle, dünyanın sonunun geldiğinin mesajını insanlara iletiyor.



            Be Careful What You Wish For, Beatles-vari ritmiyle dinleyeni doğrudan yakalayan bir şarkı. Sanatçı, kendi ifadesiyle buradaki sözlerde başta kendi çocukları olmak üzere bütün diğer çocuklara ün, şöhret ve uyuşturucu gibi konular için dikkatli olmalarını söylüyor. Bunun yanında kadın vokaller de cidden çok başarılı. Albümdeki iki enstrümantal parça olan Wednesday Part 1 ve Part 2 ise gitar melodisiyle gerçekten beyin rahatlatan acayip özenli bir iş olmuş. Albüme böylece daha da bir derinlik katılmış. Ayrıca albüme kısmen adını veren The Man Who Built The Moon ise özellikle klavyeleriyle ilk kayıttaki Everybody’s On the Run’ı uzaktan anımsatan bir karaktere sahip başarılı bir şarkı.



            Belki de kaydın unutulmazlarından biri haline gelecek olan, canlı canlı dinlediğimiz ek parça Dead in the Water ise gerçekten acayip değerli bir iş olmuş. Daha henüz Noel parçanın başında sözlere girdiği an bunu anlayabiliyorsunuz; bu bir hit. Bununla birlikte hikayesi de ilginç: Sanatçı, bu albümden birkaç yıl önce Dublin’de bir radyo yayınına katılır. Yayın ertesinde stüdyodakiler müzisyenden bir parça daha çalmasını rica eder. Noel de henüz birkaç gün önce yazdığı bu parçayı orada öyle “kendi kendine” çalar. Daha sonra üçüncü albümü hazırlığında kayda hangi bonus şarkıyı ekleyeceğine karar veremeyen Gallagher’a bu şarkı önerilir. O da parçayı çaldığı an stüdyonun bunu kaydettiğini bilmediğini söyler; ancak durum öyle değildir. Dublin’dekilerden parçanın kaydına ulaşılır ve sanatçı, performansını ağzı açık bir şekilde dinler. Resmen kendi kendine çalıp söylediği bu özel şarkıyı kesinlikle doğrudan albüme koyacağını söyler. İşte albüm genelinde ise bu tarz küçük ve anlamlı ayrıntılarla bezenmiş bir eserler bütünü var karşımızda. Özetle gerçekten Oasis tekrar birleşmesin dedirten muazzam bir kayıt bu. Neredeyse her şarkısının yeri ayrı olan ve samimiyet kokan bir albüm. Bu yüzden kesinlikle baştan sona bir bütün halinde dinleyin, dinlerken de en yükseklerde uçun!