• Thirty Seconds to Mars- America

    Jared Leto'nun Bir Nevi Ilk Solo Albumu

  • Thirty Seconds to Mars- America

    Jared Leto'nun Bir Nevi Ilk Solo Albumu

  • Thirty Seconds to Mars- America

    Jared Leto'nun Bir Nevi Ilk Solo Albumu

  • Thirty Seconds to Mars- America

    Jared Leto'nun Bir Nevi Ilk Solo Albumu

6 Aralık 2018



Freddie Mercury'i Tahtına Çıkaran Albüm

Queen- A Night at the Opera

10/10


Kaynak: Wannart





“I see a little silhouetto of a man
Scaramouche, Scaramouche, will you do the Fandango?
Thunderbolt and lightning, very, very fright'ning me
(Galileo) Galileo, (Galileo) Galileo, Galileo Figaro magnifico”

           
       



Voltaire'in İnsanlık Tarihine Yön Veren Sözleri Nelerdir?

Kaynak: Wannart









Fransız Devrimi, hepimizin bildiği üzere sadece Fransa’nın özelinde gerçekleşmiş bir siyasi rejim değişikliği değil; yaydığı ideolojiyle birlikte başta Avrupa’nın olmak üzere dünyanın önemli bir bölümünün resmen gözünü açmış bir olay. Sayesinde, 1789 yılından beri liberal, ulusçu, seküler ve radikal fikirlerin büyük kitlelere yayılmasının önü açılmış, bu sayede de daha sonra günümüz dünyasının en yaygın sistemi haline gelecek olan sosyal ve demokratik cumhuriyet rejiminin temelleri atılmış. Bu arada, sıkça unutmaya başladık ama bizim ülkemiz de böyle bir düzende kurulmuş, tekrar hatırlatalım (bkz. T.C. Anayasası madde 2).






Tünelin Ucundaki Işığı Arayan Bir Film

The Perks of Being a Wallflower (2012)

Kaynak: Wannart





Sam: “Why do I and everyone I love pick people who treat us like we're nothing?”
Charlie: “We accept the love we think we deserve.”


       

   Söz konusu diyalogda verilmek istenen mesajın ulaştığı nokta, aslında Ekşi Sözlük’teki o malum başlıktan hiç de uzakta değil. Hakkında 300 sayfadan fazla yazı yazılmış olan bu başlık, tabii ki cinsiyet farkı olmaksızın, hem kadınların hem de erkeklerin ilişki hayatlarında sıkça yaşayabileceği bir durum. 2012 yılında hayatımıza girmiş olan The Perks of Being a Wallflower filmi ise tıpkı yukarıdaki diyaloğun da vurguladığı üzere insan ruhuna odaklanan bir yapım.



Albert Camus'ye Göre Sanatçıların Asıl Görevi Nedir?




“Je ne puis vivre personnellement sans mon art.
Mais je n’ai jamais placé cet art au-dessus de tout.”

Albert Camus, sanatın kendi hayatındaki anlamı hakkında “Şahsen ben, sanatım olmadan yaşayamam. Ama hiçbir zaman da onu her şeyin üzerinde tutmadım.” şeklinde çevirebileceğimiz bu cümleleri kurarken sonrasına ise şu sözleri ekliyordu: “Fakat ona ihtiyacım var, bunun nedeni onu dostlarımdan ayıramayacak olmam; sanatımın yaşamama izin vermesi; ona başvurmaksızın şimdiki düzeyde yaşamamın mümkün olmaması.”







Ara Güler'in Kadrajına Giren Dünyaca Ünlü İsimler Kimlerdir?



Kaynak: Wannart





“Sanat olmasına gerek yoktur fotoğrafın. Fotoğraf, tarih olayıdır. Tarihi zapt ediyorsun. Bir makine ile tarihi durduruyorsun.”


      
      Ara Güler, uğruna bir ömür adadığı fotoğrafların anlamları hakkında kendi ağzından bu cümleleri kurmuş. Sadece tek bir an bile olsa o anı bütün doğallığıyla sonsuza kadar durdurabilmek, aslında onun değindiği üzere gerçekten de bir tarih olayı. Güler ise 2018 Ekim’inde aramızdan ayrılmasına rağmen, arkasında geçmişten günümüze çekmiş olduğu birbirinden muazzam fotoğraflar bıraktı. Tarihi resmen durduran bu eserler ile birlikte, tek kelimeyle de ölümsüzleşti.



Pearl Jam'i Kalplerin En Derin Köşesine Koyan Albüm

Pearl Jam- Ten

10/10

Kaynak: Wannart




“I know someday you'll have a beautiful life.

I know you'll be a star in somebody else's sky.
But why, why, why can't it be, why can't it be mine?”

        
    90’lı yılları 90’lar yapan en önemli sanatsal değerlerden olan "depresyon hırkalı" Grunge akımı, rock müziğini bu dönemde kendine has bir biçimde şekillendirdi. Seattle’dan çıkan bu türün lider topluluklarından olan Pearl Jam ise 1991 yazında, başta o dönemin gençleri olmak üzere birçok müzikseverin kalbini kazanmayı başardı: Ten isimli ilk stüdyo kayıtları, hem teknik hem de duygu anlamında o dönemin modern rock grubundan beklenebilecek her yeteneğe sahipti. 




Sizi Hiç Bitmeyecek Bir Yolculuğa Çıkaran Albüm

The Beatles- Abbey Road

10/10



“Love is old, love is new. Love is all, love is you.”


      
      TDK’ya göre yaya geçidinin anlamı: “Caddelerde yayaların karşıya geçmesi için ayrılmış bölüm”. Ancak başta İngiltere olmak üzere hemen hemen bütün dünyada yaya geçidi denildiğinde akıllara gelen ilk tanım, bu albümün kapağı! The Beatles’ın global bir şekilde ikonlaşmasının seviyesini buradan bile anlayabilirsiniz. 60’lı yıllardan 70’lere kadar saç şekilleri olsun kıyafetleri olsun dünya görüşleri olsun neredeyse bütün insanlığı etkisi altına almış bir müzik grubu bu. Müzik otoritelerinin çoğunluğunun kabul ettiği üzere de gelmiş geçmiş en büyük sanatçı topluluğu. Müziğin özünün sübjektif karakteri nedeniyle bu niteleme insandan insana göre değişebilir; ancak değişmeyecek tek gerçek, Abbey Road (1969) albümünün olağanüstü bir sanat eseri olduğu gerçeği.








Sokrates'e Göre Demokrasinin Hataları Nelerdir?




Kaynak: Wannart




         “Şimdi, diyorum ki, insan denen yaratığı eğitimle aydınlanmış ya da aydınlanmamış olarak düşün.”

Platon’un Devlet’inin 7. bölümünün girişinden alınan bu cümle, onun akıl hocası olan Sokrates tarafından söylenmiş. Antik Çağ Felsefesi’nin kurucusu olan bu dahi filozof, çoğu toplumsal sorunun temelinde aslında eğitimsizliğin yattığını daha milattan önce farkına varmış. MÖ 399 yılında ise Atina şehrinin tanrılarına inanmayarak gençlerin ahlakını bozma gibi absürd bir sebeple suçlanan Sokrates, maalesef bu nedenle zehir içtirilerek infaz edildi. Filozof, ne yazık ki gelecek nesillere yazılı bir kaynak bırakamamış olsa da özellikle Platon’un eserleri başta olmak üzere birçok kaynaktan dolaylı olsa da fikirlerine ulaşabilmek mümkün (Örn. Sokrates ve Üç Heykel).


28 Ekim 2018








Nietzsche'nin Tanımlamasına Göre Üstinsan Kimdir?





“İnsan, bir an önce kargaşasını, kendine anlam veren bir düzene çevirmezse, yıldız doğurtmazsa, karanlığında yok olacaktır.”

19. yüzyılda yaşamış Alman filozof Friedrich Nietzsche, bu sözleri kaleme alırken aklında tek bir fikir vardı: Üstinsan olarak ifade edilen canlı formuna erişmek. Almanca orijinal ismiyle Übermensch olarak ifade edilen, bunun yanında Superman ya da Hyperhuman gibi isimler de verilen bu kavram, ilk olarak teolog ve yazar Heinrich Müller tarafından 17. yüzyılda kullanılmış. Kelimeye esas anlamını veren ve hatta tüm insanlığın amacının da buna ulaşmak olduğunu öne süren isim olan Nietzsche, en değerli eserlerinden biri olan Böyle Buyurdu Zerdüşt (Also sprach Zarathustra) isimli kitabının da merkezinde bu düşünceyi işliyor.


Nietzsche’nin kendi deyimiyle "yazılmış en derin eser” olan bu kitap; Üstinsan kavramını, Bengi Dönüş ve "Tanrı Öldü" gibi yine bu filozofa özgü tezlerle bir araya getirerek sunuyor. Bunların yanında, eserlerinde Amor Fati, Güç İstenci ve Apollon ile Dionysos gibi kendine özgü birçok değerli varoluşsal fikrin de arkasında olan Nietzsche, belki de gerçekten en derin düşüncelerini Üstinsan ile sunuyor. Kavramı “basit” haliyle özetlemek gerekirse; çizgi roman ve filmlerinden tanıdığımız Superman, nasıl fiziksel olarak diğer insanlardan üstün ise Übermensch de psikolojik olarak diğer insanlardan üstün olana verilen isim.

Biraz daha derine inmek gerekirse Nietzsche, “İyinin ve kötünün yaratıcısı olmak isteyen, ilk önce bir yok edici olmalıdır ve değerleri paramparça etmelidir.” diyor. Ona göre söz konusu değerler, toplumsal ve bireysel anlamda kişiyi oluşturan düşüncelerdir. Buna paralel olarak ahlak da Üstinsan’ın kendi başına yaratıp kendi içinde değer biçtiği bir yargıdır. Kısaca o, kendi ahlak düzenini yaşar. Bununla birlikte, Tanrı’nın öldüğünün de farkında olduğu için insan olmanın sadece Üstinsan’lığa giden bir köprü olduğunu özümsemiştir. "Tanrı Öldü" dedikten sonra yaşamı bir amaçsızlığa bağlayan Alman filozof, kişinin bu ahlaki ve varoluşsal “nihilist” boşluklardan yine sadece kendisinin çıkabileceğini söyler.


Nihilizm ile yüzleşen insan, kendi değerlerini yaratarak ve gelişerek iyinin ve kötünün de ötesine geçmiş oluyor. Böylelikle insan, kendisinin efendisi olup kendi yasalarını kendisi koymalıdır. Üstinsan’ı da yaratırken herhangi birinden ya da Tanrı’dan yararlanamaz. Ona göre insan evriminin sonraki aşaması olan Üstinsan, kendi kendini yaratırken, acı çekmeyi de benimsemiş bir karakterdedir. Böylece, Amor Fati olarak ifade edilen kaderi sevme anlayışında da acının, iyi olmanın gerekli bir parçası olduğu kabul edilir. Nietzsche’ye göre bu acıların en büyük sebebi, insanın halihazırda tamamlanmamış bir varlık olmasıdır. İnsan, yanılgılarından ve “batış yeteneğinden” kurtulup kendini aşarak Üstinsan olabilir.


Üstinsan’ın kendi kendini geliştirmesinin dışında, diğer karakter özelliklerini de filozofun fikirleri doğrultusunda dile getirebiliriz: Anlaşılmaları zor ve çoğu zaman yalnız olan bu türdekiler, yeri geldiğinde alçakgönüllü de olmayabilirler. Bunun yanında, zayıf insanlara karşı naziktirler; çünkü kendi üstün güçlerinin farkındadırlar. Özellikle, Böyle Buyurdu Zerdüşt eserinde verilen pazaryeri örneğinde olduğu gibi de oldukça sert ve kararlılardır. Bütün bu karakter özelliklere ek olarak, bir de Nietzsche’nin toplumsal “eşitlik” kavramına da karşı çıkmasıyla birlikte, filozofun bu düşünceleriyle İkinci Dünya Savaşı dönemi Nazi Partisi’ni etkilediği iddia edilir.

 Halbuki Nietzsche’nin fikirlerinde üstün ırkı ya da herhangi bir topluluğu kasteden bir dayanak yoktu. Aslında filozof, eşitlik kavramına karşı çıkıp insanın gerçek doğasına yani Güç İstenci’ne haiz olduğunu belirtse bile, Hitler gibi bir diktatörün de ipleri ele almasını istediğini kesinlikle belirtmemişti. Söz konusu olan insanın kendi içindeki mücadelesiydi.



Ancak, filozofun ölümünden önceki hastalığında ona bakan kız kardeşi Elisabeth Förster-Nietzsche, ünlü bir Alman milliyetçisi ve antisemitist olan Bernhard Förster’in eşiydi. Ölümünden sonra ise onun yayımlanmamış yazılarını, kocasının antisemitist fikirlerine uyarlayarak yayımladı. Hatta bu karı-koca, Nazi Partisi ile o kadar yakınlardı ki Hitler, daha sonra Elisabeth’in 1935 yılındaki cenazesine bile gelmiş ve Nietzsche Müzesi’ni de gezmişti. Friedrich Nietzsche, her ne kadar üslubunda sert ve yoruma açık bir dil kullansa bile esas niyeti elbette açıktı: Daha sonra durum aydınlatıldı ki niyetinin bu ırkçılık konusuyla -ne mutlu ki- alakasız olduğu ortaya çıktı!

“Yukarı mı çıkmak istiyorsunuz, kendi bacaklarınızı kullanın! Kendinizi yukarı taşıtmayın, başkalarının sırtına ve kafasına oturmayın. Ata biniyorsun, öyle mi? Şimdi de süratle hedefine at koşturuyorsun, öyle mi? Pekâlâ, dostum! Ama kötürüm ayağın da oturuyor atın sırtında! Hedefine vardığında, atından aşağıya adadığında; tam da kendi doruğunda, sen daha yüce insan – sendeleyeceksin.”
-Böyle Buyurdu Zerdüşt (1883)

Kaynak: 1, 2