• Inglourious Basterds (2009)

    Nazi Almanyasi'na Kursun Yagdiran Bir Tarantino Hikayesi

  • Fazıl Say- Nâzım Oratoryosu

    Fazil Say'in Dostlarindan Mavi Gozlu Dev'e Kusursuz Bir Armagan

  • Intouchables (2011)

    Fransiz Sinemasina Derin Izler Birakmis Bir Dostluk

  • Smells Like Teen Spirit

    Sonsuza Kadar Yasayacak Olan Sarki

11 Mayıs 2019



Farklı Diyarlar Keşfedilen Albüm

Adamlar- Dünya Günlükleri

7/10

Kaynak: Wannart



“Aynı gök, rüya görmek, unutmak, güneşe uyanmak
Palavralar, prangalar, ATM'ler, telefonlar
Papatyanın adı kaldı yalnız
Benim gibi her şey kararsız
Seni sevdiğim kadar kurdum
Dışım kurt, özüm zararsız”


İlk albümleri Eski Dostum Tankla Gelmiş’i 2014 yılında yayımladıklarında o yıllarda ülkemizde patlama yapmış olan absürt isimli yeni indie pop-rock grubu yığını arasında fark yaratmaya çalışan Adamlar, bu yaşam mücadelesinden başarı ile sağ çıkmayı bildi (Bkz. grubun eski ismi: Halimden Konan Anlar). Nedeni ise çok basit: “Şekil” arayışını arka plana atarak gerçek anlamda kaliteli müzik üretebilmek.

30 Nisan 2019






Fransız Sinemasına Derin İzler Bırakmış Bir Dostluk

Intouchables (2011)



Kaynak: Wannart




“Philippe: Söyle bana Driss, sence neden insanlar sanatla ilgilenir?
Driss: Bilmiyorum. Sanat, bir iş olduğu için mi?
Philippe: Hayır. İnsanın ardında bıraktığı yegane şey olduğu için.”



Fransa, sanat tarihi boyunca beyaz perde için hep özel bir ülke olmuştur: İsimlerini teker teker saymak istersek burada 4-5 paragrafı rahatlıkla doldurabileceğimiz birinden değerli filmler ve yönetmenler, bu sanat aşığı ülkeden çıkmıştır. Örneğin, daha önce değindiğimiz La Nouvelle Vogue akımı, Le Voyage dans La Lune vs. birçok iş, sinema sanatının evriminde kritik rollere sahiptir. Bu nedenle Fransız Sineması, sadece o ülke için değil; aynı zamanda bütün dünya için de ilham verici bir gelenektir.

25 Nisan 2019



Sonsuza Kadar Yaşayacak Olan Şarkı

Smells Like Teen Spirit




“Mükemmel bir pop şarkısı yazmaya çalışıyordum. İtiraf etmem gerekir ki esasen Pixies’in ‘çakmasını’ yapmaya çalışıyordum. Pixies’i ilk defa dinlediğimde bu gruba o kadar bağlandım ki hemen o üyelerden biri olmak ya da en azından onları cover’layan bir grupta çalmak istedim. Yani bu yüzden biz, onların dinamizm hissini kullandık: Narinliğin ve sessizliğin ardından gürültülü ve sert olduk.”


Kurt Cobain, Rolling Stone’a verdiği röportajda malum şarkının ilhamı hakkında bu cümleleri kuruyor. (Bu arada Pixies’in özdeşleştiği film olan Fight Club’ın Where Is My Mind’ı dışında grubu deneyimlemek isteyenler, Doolittle (1989) albümüne bir uğrayabilir.)





Nazi Almanyası'na Kurşun Yağdıran Bir Tarantino Hikayesi

Inglourious Basterds (2009)


Kaynak: Wannart




Teğmen Aldo Raine (Brad Pitt): "Ben olsam bu kahrolası üniformanı o iğrenç hayatının sonuna kadar giymeni sağlardım; ama bunun pratik olmadığının farkındayım, yani sonuçta bir şekilde bunları çıkarmak zorunda kalacaksın. İşte bu yüzden, sana üzerinden hiç çıkaramayacağın bir şey vereceğim!"

[Diyerek elindeki bıçak ile karşısındakinin alnına Gamalı Haç’ı kazır.]


Kendine özgü bir tarz yaratabilmesinin sayesinde modern sinemanın en değerli figürlerinden biri haline gelen Amerikalı yönetmen Quentin Tarantino, kariyeri boyunca giderek bu özgünlüğünü derinleştirdi. Daha önce incelediğimiz üzere yönetmen, neredeyse her eserinde belli kalıpları kullanıp bunlar üzerinden kendi “kanlı” sinema dilini yaratarak hikayelerini izleyicilere bu dilde aktarıyor.



Psikolojinizi Altüst Eden Dahiyane Bir Başyapıt

The Shining (1980)

Kaynak: Wannart




Wendy: Benden uzak dur!
Jack: Wendy? Sevgilim? Hayatımın ışığı. Seni incitmeyeceğim. Cümlemi bitirmeme izin vermedin. Seni incitmeyeceğim dedim; sadece beynini dağıtacağım!

     
       Sinema tarihinin belki de en ikonik korku filmi olan The Shining (1980), büyük üstat Stephen King’in aynı isimli romanından uyarlanmış olmasına rağmen esas özelliğini tamamiyle yönetmenine borçlu: Stanley Kubrick, bu esere kendi imzasını atmaktan da öteye geçip neredeyse her bir saniyesindeki dokunuşlarıyla eseri alanının en kült filmi yapıyor.




Kara Mizahın Sinemadaki En Samimi Hali

Her Şey Çok Güzel Olacak (1998)

Kaynak: Wannart





“Sen diyeceksin ki Ayla öyle bir şey yapmaz. Yaptı, yapmadı, neyse ne. Hayat işte…”



Bu ve bunun gibi sayısız repliği hayatımıza katan kült film Her Şey Çok Güzel Olacak (1998), Türk sinema tarihinin şüphesiz en “yılan” eserlerinden biri. Ya da filmi henüz izlememiş olanlar için ise şöyle ifade edelim: Neredeyse her sahnesi ve her repliğiyle -tıpkı birçok Cem Yılmaz filmi gibi- gündelik hayattaki konuşmalarımıza bile katabileceğimiz orijinallikte hayatımızın içinde yer alan bir eser. (Bkz. Nasıl Yılan Dimi?)







Bertrand Russell'ın Düşüncelerine Göre Agnostisizm Nedir?

Kaynak: Wannart



“Oraya vardığımda çok neşelenmiştim, benim bilgilerimi yazan gardiyan bana dinimi sordu ve ben onu 'Agnostik' olarak yanıtladım. Nasıl hecelendiğini sordu ve bir iç çekerek 'Evet, pek çok din var ama öyle sanıyorum ki hepsi de aynı Tanrı’ya tapıyorlar.' dedi. Bu başımdan geçen olay beni bir hafta boyunca neşeli tuttu.”




Bertrand Russell, otobiyografisini kaleme alırken ilk defa hapse girdiği o anı bu cümlelerle anlatmış.

Russell, hiç şüphesiz 20. yüzyılın en fazla iz bırakmış filozoflarından biri. “İz bırakmak” tabiriyle kastettiğimiz ise onun felsefi kimliğinin yanındaki diğer muazzam yetenekleri: Britanyalı filozof, aynı zamanda dahi bir matematikçi, tarihçi, dil-bilimci, uğruna hapse girecek kadar savaş karşıtı bir aktivist ve 1950 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen bir yazar.






Mozart'ın En Özel Eserlerinden Türk Marşı'nın Esas Hikayesi Nedir?

Kaynak: Wannart



“İnsanlar, sanatımın bana çok kolay bir biçimde geldiğini düşünerek büyük hata ediyorlar. Sayın arkadaşım, seni temin ederim ki hiç kimse besteciliğe benim kadar zamanını ve düşüncelerini adamamıştır. Eserlerini özenle ve sabır göstererek defalarca çalmadığım ünlü bir müzik ustasının bulunması ise oldukça güçtür.”




Mozart, Don Giovanni (1787) operasının provalarının orkestra şefliğini yapan Jan Křtitel Kuchař’a işte bu cümleleri kurmuş. Başarının sadece yetenek ile alakalı olmadığını, mükemmelleşene dek çalışmamız gerektiğini söylemiş. Adeta bir klasik müzik ikonu fabrikası olan Avusturya’dan çıkmış bu efsanevi besteci, tarihin görüp görebileceği en büyük müzisyenlerden biri.


Jim Carrey'nin Güldürürken Düşündürmekte Tanrısallaştığı Film

Bruce Almighty (2003)


Kaynak: Wannart




Tanrı: “Çorbayı ikiye ayırmak bir mucize değil, Bruce. Bu bir sihir numarası. Tek başına olan bir annenin hem aynı anda iki işte çalışıp hem de çocuğunu futbol antremanına götürecek zamanı bulabilmesi ise bir mucizedir. Bir gencin uyuşturucuya “hayır” dedikten sonra eğitime “evet” demesi bir mucizedir. İnsanlar, kendileri için her şeyi benim yapmamı istiyorlar; ama fark edemedikleri şey ise gücün zaten onlarda olduğudur. Bir mucize mi görmek istiyorsun evlat? Mucize ol.”



Bu monoloğun sahibi olan Morgan Freeman, aslında filmin vermek istediği bütün mesajları tek bir konuşmasında özetliyor. Bruce Almighty (2003) filmi, insanlık tarihinin belki de en hassas konusu olan “din” hususundan bahsederken kalıplaşmış sorgulamalara ve özellikle de Hristiyanlık propagandasına hiç girmeden, sadece iyi ahlaklı insan olabilme yeteneğini vurgulayan bir eser.





Fazıl Say'ın Dostlarından Mavi Gözlü Dev'e Kusursuz Bir Armağan

Fazıl Say- Nâzım Oratoryosu

10/10



TDK’ya göre Oratoryo: müz. “Solo sesler, koro ve orkestra için yazılmış, oyun ögesi bulunmayan, kutsal nitelikte müzik eseri.”




Türk Dil Kurumu gibi oldukça sağlam bir desteği de arkamıza alarak kesin bir dille söyleyebiliriz ki Oratoryo, "kutsal bir müzik eseri"; hem de söz konusu, edebiyatımızın en özel isimlerinden Nâzım Hikmet’e adanan bir oratoryo ise o sanat eseri, artık kutsalın da kutsalı.